AnasayfaAnasayfa  PortalPortal  GaleriGaleri  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

 

 


Paylaş | 
 

 Dünyanın En Büyük Donanmasını Ne zaman Nerde Kim Kurdu ?

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
SancaR 03
YÖNETİCİ
YÖNETİCİ
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 955
Nerden Nerden : Eskişehir
Kayıt Tarihi Kayıt Tarihi : 31/10/08

MesajKonu: Dünyanın En Büyük Donanmasını Ne zaman Nerde Kim Kurdu ?   Ptsi Şub. 23, 2009 1:41 pm

Dünyanın En Büyük Donanmasını Ne zaman Nerde Kim Kurdu ? Dünyanın En Büyük Donanması

Osmanlı Devleti'nin birçok liman şehrinde tersanesi vardı. Ama en büyüğü olan ve şöhreti dünyayı kaplayan Haliç üzerindeki İstanbul Tersanesi'ydi. Bu tersanenin dünyada eşi yoktu. Hiç bir tersane burası kadar gemi kızaklayamaz, işçi çalıştıramazdı. Akla gelebilecek her türlü sanat erbabı mevcuttu. İşçilerin çoğu hristiyan esirlerdi. Ama bedava değil, ücretle çalıştırılırlardı. Ücretlerini biriktirenler değerlerini öderler, hür olur, memleketlerine dönerlerdi. Ustaların ve mühendislerin hepsi Türk'tü. Tersanede çalışanların sayısı yaklaşık 20.000'di. İstenildiği an, bir yıl içinde, Venedik donanmasının bir eşini inşa etmek ve donatmak mümkündü. Denizci bir ülke olan Venedik bile, Osmanlı Devleti ile barış halinde olduğu zamanlarda bu tersaneye kadırga ısmarlardı.

Barbaros'un vekili Hasan Reis'in Cezayir'i almak için gelen Haçlı Kuvvetlerini bozguna uğrattıktan sonra Padişah'a sunulmak üzere gönderdiği hediyeleri getiren leventlerin bir kısmı İstanbul’a ilk kez gelmişlerdi. Çoğu Anadolu’nun küçük köylerinden Cezayir’e gittiklerinden İstanbul’u büyük bir şaşkınlık, heyecan ve hayranlıkla gezmişlerdi. Tersane-i Hümayun’da yaklaşık 20.000 kişinin 100'e yakın gemiyi inşa etmek için hep birlikte karınca gibi çalıştıklarını görünce, hayretlerinden dilleri tutuldu ve bu derece kudretli bir devletin tebası oldukları için Allah’a şükrettiler.

Türk Denizciliği, özellikle 16’ncı yüzyılda zirveye ulaşan bu göz kamaştırıcı başarısını; üst düzeydeki denizcilik bilgisine, gemi yapımındaki üstün tekniğine, günümüzde bile hayranlık uyandıran lojistik destek sistemi ve üs zincirine, sahip olduğu mükemmel düzeydeki deniz haritalarına ve en önemlisi tüm bu konuları değerlendirip uygulayabilecek, inançlı ve üstün nitelikte denizciler yetiştirmesine borçludur. Osmanlılar, kadırgaları, barçaları, pergendeleri, baştardeleri ile mavi enginliklerde dolaşan usta denizcileri, ünlü haritacıları, gök bilimcileri ve savaş kahramanları ile tarih yazmış ve dünya denizcilik tarihine tartışmasız olarak damgalarını vurmuşlardır.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://osmanlitokadi.turcforumpro.com
SancaR 03
YÖNETİCİ
YÖNETİCİ
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 955
Nerden Nerden : Eskişehir
Kayıt Tarihi Kayıt Tarihi : 31/10/08

MesajKonu: Osmanlı Denizciliği'nin   Ptsi Şub. 23, 2009 1:43 pm

Osmanlı Denizciliği'nin
Kuruluş ve Gelişimi


Söğüt'ün bağrında sessiz sedasız çimlenen Osmanlı Beyliği ufkunu denizlere çevirmişti.
Karamürsel’in 1323 yılındaki fethi ile Marmara Denizi’ne ulaşan Osmanlı Beyliği, 1324 yılında Batı komşusu Karesi Beyliği’nden yardım maksadıyla Mürsel Bey komutasında gönderilen 24 gemiden oluşan kuvvet sayesinde denizlerle tanışmış ve güçlü bir Deniz Kuvveti'ne gidecek uzun yoldaki ilk kararlı adımlarını atmıştır.

Osmanlı Beyliği, Doğu Marmara’da kesin bir hakimiyet sağlayınca, deniz gücünün kurumsallaşması için gerekli çalışmaları başlatmıştır. Karamürsel’de 1327 yılında ilk Osmanlı Tersanesi kurulmuş, burada ilk Osmanlı savaş gemisi inşa edilmiştir.

Donanma hiyerarşik bir sistemle teşkilatlandırılarak, Donanma Komutanı’na "Derya Beyi"ünvanı verilmiştir. Kara Mürsel Bey, Osmanlı Devleti’ndeki ilk "Derya Beyi" olarak Türk Deniz Tarihi’nin öncüleri arasında yerini almıştır.

Karamürsel’in fethinden sonra 1334 yılında Gemlik, 1337 yılında ise İzmit alınmış; böylelikle 1353 yılında Osmanlılar'ın Rumeli’ye geçişinde büyük kolaylık sağlanmıştır. Karamürsel’den sonra Türk Denizciliği’nin merkezi önce İzmit, daha sonra Gelibolu ve sonunda da İstanbul olmuştur.


İstanbul'un Fethi Süreci ve Sonrası Türk Denizciliği:

Sultan II. Murat'ın gösterdiği ihtimam neticesinde Osmanlı Donanması, Trabzon-Rum İmparatorluğu'nu denizden tehdit edecek kadar kuvvetlenip, deniz harekâtına alışmıştı. Yıldırım Beyazıt döneminde Karesi Beyliği gemilerinden de istifade edilerek, Rumeli’ye geçildikten sonra yapımına 1390 yılında başlanan Gelibolu Deniz Üssü'nün 1401 yılında tamamlanması ile birlikte "Kaptan-ı Derya" terimi de Osmanlı Deniz Kuvvetleri'nde ve devlet hiyerarşisinde yerini almıştır. Kaptan-ı Deryalık (Deniz Kuvvetleri Komutanlığı) makamı ilk kez bu dönemde kurulmuş ve Saruca Paşa Türk Tarihi'nin ilk Kaptan-ı Derya'sı olmuştur. Bu dönemde Gelibolu,Çanakkale Boğazı ve Marmara’yı korumada önemli roller üstlenmiş; aynı zamanda Osmanlı Ordusu'nun Rumeli Seferleri’nde ileri üs görevi yapmıştır. Bir çok ünlü Türk Amirali gibi, iki büyük deniz haritacısı Piri Reis ve Ali Macar Reis de Gelibolu’da yetişmiştir. Gelibolu Tersanesi'nde Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethine kadar 150 parça gemi inşa edilmiştir. Ünlü Türk Bilgini İbn-i Kemal tarih kitaplarında Gelibolu’yu şöyle tasvir etmektedir: "Gelibolu’da doğan çocuklar timsah gibi su içinde büyürler. Beşikleri ecel tekneleridir. Sabah ve akşam gemilerin silistre avazesiyle (sesiyle) uyurlar."


Osmanlı İmparatorluğu genişledikçe, Anadolu’daki Türk Beylikleri’nin etkileri kaybolmuş ve bu beylikler Fatih Sultan Mehmet (1451-1481) döneminde tamamen İmparatorluk sınırlarına dahil olmuştur. Beyliklerdeki denizci karakter, bir anlamda Akdeniz’e kök söktürecek güçlü Osmanlı Donanması'nın doğal alt yapısını oluşturmuştur. Osmanlı İmparatorluğu, bu beyliklerin denizcilik birikimi, üs ve liman kolaylıkları ve tersanelerinden önemli ölçüde istifade etmiştir. Fatih Sultan Mehmet Osmanlı Donanması'nı ateşli silahlarla teçhiz ederek ona stratejik bir boyut kazandırmıştır.

Osmanlı Donanması, İstanbul’un fethi’nden sonra atağa kalkmış ve Türk Denizciliği, tarihinin en parlak dönemine girmiştir. Zaferler Yüzyılı olarak adlandırılan bu döneme (1453-1571) Türk denizciliği, hem askeri denizcilik hem ticaret filoları hem de deniz bilimleri açısından damgasını vurmuştur.

Bu konuda Katip Çelebi’nin yapmış olduğu değerlendirme, deniz stratejisi açısından tarihi belge niteliği taşımakta ve dönemin devlet adamlarının ileri görüşünü ve jeopolitik dehasını ortaya koymaktadır: "Gizli değildir ki bu Osmanlı Devleti’nin en büyük dayanağı olup şanına iş güç edinip, önem verilmek ön sırada bulunan deniz işleridir. Zira bahtı gelişen devletin revnak ve ünvanı iki denize ve iki karaya (Akdeniz ve Karadeniz, Anadolu ve Rumeli'ye) hükmetmektedir. Bundan başka, Osmanlı Ülkesi’nin çoğu adalar ve kıyılar olduğundan, hele saltanatın yöresi, yani İstanbul’un velinimetinin iki deniz olduğundan şüphe yoktur."


Fatih Sultan Mehmet'in 1453 baharında gemileri karadan yürüterek İstanbul’u fethetmesi aslında Osmanlı Devleti’nin stratejik açıdan Deniz Kuvvetleri'ne verdiği önemin de bir göstergesidir. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethi’nden sonra Karadeniz ve Ege’den sonra Akdeniz’e yöneldi. İmroz, Limni, Taşoz, Semendirek, Midilli ve Eğriboz Adaları da fethedilerek Sakız ve Sisam Adası vergiye bağlandı. Ardından Akdeniz’de korsanlık yapan Türk leventleri reislerindenKemal Reis'in Osmanlı Devleti hizmetine girmesi, donanmaya yeni bir canlılık kattı. Akdeniz’deki deniz seferleri, İspanya sahillerine kadar uzandı. Sultan II. Bayezid döneminde, gemicilik daha da gelişti.

Fatih Sultan Mehmet’in 1455 yılında Kasımpaşa’da kurmuş olduğu İstanbul Tersanesi (Tersane-i Amire) uzun yıllar dünyanın en büyük tersanelerinden birisi olarak tüm yabancı ülkelerin hayranlığını kazanmıştır.


Midilli Adası'nın Fethi:

Osmanlı Devleti 1456 yılında Limni, Enez, İmroz, Semadirek ve Taşoz Adaları'nın fethinin tamamlanmasından sonra Midilli Adası’nın korsan yatağı haline gelmesi ve Midilli Prensi'nin Türk sahillerini vuran Aragon korsanlarıyla işbirliği yapması sebebiyle bu adaya sefer düzenlenmesine karar verdi. Bu sıralarda Edirne'de bulunan Fatih Sultan Mehmed Edirne'ye davet ettiği deniz komutanları ile görüşerek büyük bir donanmanın hazırlanmasını emretti. Bütün hazırlıklar tamamlandıktan sonra 1462 senesinde Mahmut Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması irili ufaklı 200 parça gemi ile denizden ada üzerine yürüdü ve Midilli önlerinde asker çıkararak şehri kuşattı. Bursa yolu ile hareket eden Fatih Sultan Mehmed adanın karşısındaki Edremit Körfezi’ne inerek Ayvalık’ın güneyindeki Altınova’ya geldi ve savaşın kızıştığı sıralarda bir savaş gemisiyle adaya çıktı. Durumu inceleyip tekrar Altınova’ya döndükten bir süre sonra da 3 Temmuz 1462’de Midilli Adası fethedildi. Mahmud Paşa, ada idaresinin tanzimi ile görevlendirilerek üç kısma ayrılan ada halkının bir kısmı yerleştirilmek üzere İstanbul’a gönderildi.

Eğriboz Adası'nın Fethi:
Venedikliler’in Ege’deki Osmanlılar’a ait bazı adalar ile Foça’yı vurmaları üzerine Venedik'in Ege'deki en büyük adası durumundaki Eğriboz’u ele geçirme kararı verildi. Böylece Venedik’e büyük bir darbe vurulmuş olunacaktı. Fatih Sultan Mehmed, Mahmud Paşa’yı Derya Kaptanlığı’na tayin ederek 300 parça gemi ile denizden göndererek kendisi de 70.000 kişilik bir ordu ile karadan harekete geçti. Evripos kanalının en dar yeri olan Kulkis'ten gemilerden bir köprü yaptırarak ordusunu bu yolla adaya çıkardı. Yapılan savaşın ardından Eğriboz Adası fethedildi. (1470)
Eğriboz Adası’nın, Osmanlılar tarafından fethi, Doğu Roma (Bizans, İstanbul) gibi Batı Roma’nın da elden gideceği telaşına kapılan Avrupa’da büyük bir üzüntü ve korkuya sebep oldu.
Sapienza Deniz Zaferi (Birinci İnebahtı Deniz Savaşı):

Sapienza Deniz Savaşı Zonchio Deniz Savaşı veya Birinci İnebahtı Deniz Savaşı olarak da bilinmektedir. Bu deniz savaşı 1499 yılında dört ayrı günde (12 , 20, 22, 25 Sultan II. Bayezid saltanat yıllarında Kaptan-ı Derya Küçük Davut Paşa komutasındaki Osmanlı donanması ile Kaptan-General Antonio Grimani komutasındaki Venedik arasında yapılan bir deniz savaşıdır. Osmanlı donanmasının büyük bir taktik ve stratejik zaferi ile sona eren bir deniz savaşıdır.

Osmanlı donanması 67'si kadırga (ki bunların çoğu hem yelkenli hem de kürekli göke tipte idi) ve 20 adet Haliçte yeni geliştirilen üç direkli yelkenli kalyon olmak üzere irili ufaklı 260 parça gemiden oluşmuştu. Kemal Reis ve Burak Reis kendi gögeleri ile bu donanmaya katılmışlardı. Bu donanma 63 bin bindirilmiş deniz piyadesi (azap?) de ihtiva etmekte idi. Venedik donanması ise 170 parça gemiden oluşuyordu.


Sapienza adası Mora yarımadasının güney batı açıklarında bulunmaktadır. Venedik Cumhuriyeti 1354'de Ceneviz donanması ile bu ada açıklarında yapılan diğer bir deniz savaşında yenik düşmüş ve o deniz savaşına katılan bütün filotasını kaybetmişti.

1498'de Venedik Cumhuriyeti Fransa kralı VIII. Şarl ile bir anlaşma yapmıştı. Sultan II. Bayezid, diğer İtalyan devletlerinin (özellikle Floransa ve Milano'nun) ajanları tarafından bu anlaşmanın sonunda Osmanlı Devleti karşı geleceğine inandırılmıştı. 1498'de İstanbul'a gönderilen özel Venedik elçisi Venedik görüşlerine göre durumu anlatmakla beraber inandırıcı olamamıştı. Osmanlı Devleti bütün Venedik ticaretini yasaklamış ve Osmanlı topraklarında bulunan bütün Venedik mallarına el koymuştu. Venedik Cumhuriyeti İtalya içinde karada büyük başarılar kazanmış ve İtalya'nin batı sahillerinde olan Brandizi, Trani ve Otranto kalelerini ele geçirmişti. Aynı zamanda Venedik donanması Osmanlı donanması ile savaş hazırlığına geçmişti. Nisan 1499 da Antonio Grimani donanma komutanlığına seçilmişti. Grimani hizmetlerini parasız olarak yapacağını bildirmiş ve hatta devlete 16000 düka altın borç bile vermişti. Diğer Venedik halkı da aynı bonkörlükle bu donanmaya ellerinden gelen her türlü yardımı sağlamışlardı.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://osmanlitokadi.turcforumpro.com
SancaR 03
YÖNETİCİ
YÖNETİCİ
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 955
Nerden Nerden : Eskişehir
Kayıt Tarihi Kayıt Tarihi : 31/10/08

MesajKonu: Geri: Dünyanın En Büyük Donanmasını Ne zaman Nerde Kim Kurdu ?   Ptsi Şub. 23, 2009 1:43 pm


Venedik donanmasının taktik amacı Mora açıklarında, karadan gelen Osmanlı kuvvetlerine yardım sağlamak isteyen ve bu nedenle rotası İnebahti'ya yönelik olan Osmanlı donanmasının yolunu kesmekti. Stratejik amaç ise yeni olarak Sultan II. Bayezid zamanında geliştirilmiş olan Osmanlı donamasının gemilerinin tümünü veya büyük bir kısmını tahrip ederek Ege Denizi ve doğu Akdeniz'de Osmanlıların egemenlik sağlamasını önlemekti. Ancak Venedik donanma komutanı Grimani bu amaçları elde etmek için nerede Türk donanması ile savaşa girmeleri hakkında çok belirli kesin bir emir almamışdı. Grimani ve üç alt filo komutanı “Türkleri görünce hemen savaşa girmek gerekli midir?” şeklinde bir soruyu Venedik yöneticilerine göndermişlerdi. Ancak iki donanma Sapienza adası yakınlarında karşı karşıya gelmeden daha önce bu sorularına kesin yanıt almamışlar ve emirleri altındaki filoyu Adriyatik sahillerinden doğuya yöneltmişlerdi. Demek ki eğer savaş çıkarsa kendi emirlerini kendileri hazırlıyacaklardı. Venedikli tarihçiler bu kesin emir eksikliğini Venedik Cumhuriyeti liderlerinin harbe karşı çekingen davranmaları ve savaşa yarım gönülle girdikleri şeklinde yorumlamaktadırlar (Norris say. 384).

Sapienza Deniz Savaşı 4 ayrı günde (12, 20, 22 ve 25 Ağustos'ta) iki donanma gemilerinin karşılıklı yakın savaşa girmeleri şeklinde gelişti. Venedik kaynaklarına göre (Malipiero, Gravius) her ayrı günde yapılan karşılıklı şavaşta Venedik gemileri Osmanlı gemilerine saldırmışlar ve gemiler arası yekyek yakın savaşa geçmişlerdi. Osmanlı donanmasının teknik üstünlüklerinden ve donanma personellinin kabiliyetliğinden Venedik kaynakları hiç bahis etmemektedirler. Göke tipli kadırgalar dışında Haliç tersanelerinde Sultan II. Bayezid zamanında geliştirilen üç direkli yelkenli olan yeni kalyon tipteki gemiler de bu savaşta kendilerini göstermişlerdir.

Venedikliler bu savaş sonunda tam bir büyük bozguna uğramışlar ve savaş alanından kaçmaya zorlanmışlardır. Venedik donanması böylece ikinci bir defa daha Sapienza adası civarında bir deniz savaşını kaybetmiş; çok sayıda gemileri batırılmış veya Osmanlı güçlerinin eline geçmişti. Filotalanın Venedikliler ellerinde kalan gemileri dağılmış ve elde kalan gemiler Adriyatik denizinin her tarafındaki Venediklilere açık limanlara yayılmak zorunda kalmışlardı.


Venedik donanmasının Osmanlı donanması karşısında uğradığı bu büyük yenilgi Venedikliler tarafından büyük bir utançlık nedeni ve kibir kırılması meselesi olarak görüldü. Venedik Senatosu hemen Zenta adasına sığınmış olan donanma komutanını görevinden azledip Venedik'e geri çağırdı.

Bu Sapienza Deniz Savaşı galibiyeti hem yeniden denizde hem de karada Osmanlı kuvvetlerinin taktik ve stratejik başarılarına neden olmuştur. Bu deniz savaşında büyük gayret gösteren Kemal Reis, Osmanlı Sultanı Beyazıd II tarafından savaş sonucunda esir alınan 10 Venedik kadırgasının verilmesi suretiyle ödüllendirilmiştir. Osmanlı akıncı birlikleri karadan ta kuzey İtalya'da Friuli yörelerini bastılar ve hatta ta Vicenza şehrinin yakınlarına gelebildiler. Bütün Kuzey İtalya halkı, özellikle doğu Lombardiya, Türk akınlarından korkmaya başladı. Savaş galibi Osmanlı donanması ise önce Kefalonya açıklarına çekildi. Sonradan karadan ulaşan Osmanlı kara güçleri ile birlikte İnebahtı kalesi denizden ve karadan kuşatıldı ve İnebahtı kalesi Osmanlı kuvvetlerinin eline geçti. Bu nedenle bazı tarihçiler bu deniz savaşına Birinci İnebahtı Deniz Savaşı adını vermektedirler.


Venedikliler elçi gönderip ateşkes istemelerine rağmen Sultan II. Bayezid'ın istediği şartı, yani Venediklilerin bütün Mora sahillerini terk etmesini, Venedik otoriteleri kabul etmedi. Bunun üzerine ertesi yıl, 1500de Sultan II. Bayezid komutasındaki Osmanlı kara kuvvetleri Venedik'in Mora yarımadasındaki en önemli üssü olan Modon kalesini kuşattılar. Bütün direnme gücünü yitiren Venedik garnizonu şehri ve kaleyi yakıp yıkarak teslim oldular. Aynı seferde Venedik'in Mora'da diğer üsleri olan Koron ve Navarin kaleleri de fethedildi. Ayni yil Kemal Reis komutası altındaki Osmanlı donanması ile Venedik deniz güçleri arasında Modon Deniz Savaşı veya İkinci İnebahtı Savaşı adı verilen diğer bir deniz savaşı da olmuş ve Osmanlı deniz gücü yine Venedik deniz gücünü yenilgiye uğratmıştır. Böylelikle Osmanlılarca daha önce barış için istenen ve Venedik tarafından reddilen barış şartı olan, Venedik'in yıllarca elinde bulundurduğu Mora sahillerinden ayrılması, Osmanlı deniz ve kara askeri güçleri üstünlüğü ile gerçekleştirildi. Venedik İspanyol yardımı ile İyon Denizi üzerinde olan Kefelonya ve İtika adalarına asker çıkarıp bu adaları egemenliği altına aldı ise de Mora yarımadasındaki üslerin kaybını bu arazi kazançları hiçbir zaman telafi edememiştir.

Gerçekten Sapienza Deniz Savaşı Osmanlı donanmasının 16. yüzyıldaki kesin üstünlüğüne ve Akdeniz'in bir Osmanlı gölü haline girişinin büyük göstergelerinden birisidir.

14 Aralık 1502 de Osmanlı-Venedik Savaşına son veren ateşkes anlaşması imzalanmıştır. Mayıs 1503de tasdik edilen anlaşma ile Venedik eskisi gibi Osmanlı hükümetine yılda 10000 düka vergi ödeyen bir devlet sıfatına tekrar bürünmüştür. Osmanlı donanması ise doğu Akdeniz ve Ege Denizinde egemenliğini artırmaya devam etmiştir.


Sultan II.Bayezid döneminde (1481-1512), Burak ve Kemal Reis'ler denizleri kullanmada gösterdikleri maharet ve deniz savaşlarındaki kahramanlıkları ile büyük saygınlık kazanmışlardır. 1495 yılında inşa edilen ve "Göke" adı verilen iki büyük gemi bu dönemin eseridir. Türk Deniz Tarihi’nin en büyük bilim adamlarından biri olan ve özellikle kartografi çalışmaları ile tüm dünyada büyük yankılar uyandıran Piri Reis 1513 ve 1528 yıllarına ait iki ayrı dünya haritası yapmıştır.



Piri Reis'in Dünya Denizcilik Tarihi’ne diğer bir hediyesi de 1521 ve 1525 yıllarında iki kez yayınladığı ünlü, "Kitab-ı Bahriye" adlı kılavuz kitabıdır. Bu emsalsiz çalışmada, usta bir gözlem ile Ege ve Akdeniz her açıdan incelenmektedir.

Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethetmesi ile Kızıldeniz ve Hint Okyanusu da Türk Denizciliği'nin ilgi alanına girmiştir. Yavuz Sultan Selim’in Mısır’a yönelik kara harekatında Osmanlı Donanması çok büyük lojistik destek sağlamıştır. Yavuz Sultan Selim’in başarıları ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuzey Afrika’da bir güç merkezi haline gelmesi, Akdeniz’de bağımsız olarak faaliyet gösteren Türk ve Müslüman denizcileri Osmanlı Devleti ile kaynaştırmıştır.



Yavuz Sultan Selim denizlerde büyük bir güç olmadan Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’da tutunamayacağını bildiğinden Veziri Piri Mehmet Paşa'ya şu emri vermiştir: "Hristiyan ülkeler denizi gemilerle örtüyor ve benim sularımda Papa’nın, Fransa ve İspanya Kralları’nın sancakları dalgalanıyorsa bunun sebebi senin tembelliğin ve benim de hoşgörümdür. Artık çok güçlü bir Donanma'ya sahip olma zamanı gelmiştir.. Büyük bir Donanma istiyorum.."

Bu söz, artık kabına sığmayan ve bütün dünyayı ilgi alanına almış bir Devlet'in denizcilik alanındaki fikri alt yapısının gelişmesinde ve çok güçlü bir deniz gücü oluşturulmasında kilit rol oynamıştır. Öncelikle büyük bir ihtimamla İstanbul’daki tersanelerin kapasiteleri artırılmış ve denizcilik eğitimi daha akademik boyutlarda ele alınarak denizciliğin yaygınlaştırılıp kurumsallaştırılması çalışmaları yapılmıştır.


Cezayir'de dünyanın en büyük hristiyan devleti İspanya'ya kök söktüren ve yaptığı savaşlarda onbinlerce İspanyol askerini öldüren ve 70.000 Endülüslü'yü İspanyol zulmünden kurtarıp gemilerle Kuzey Afrika'ya taşıyan Barbaros Hayrettin Paşa ve beraberindeki leventlerin Osmanlı Devleti'ne katılma arzusu da kabul edilerek Türk Denizciliği'ni zirveye taşıyacak gelişmelerin önü açıldı. Sultan Selim’in Barbaros Hayrettin Paşa'ya hediye olarak gönderdiği som sırma ayetler yazılı yeşil sancak ve flandra ise sürekli olarak Donanma'nın sancak gemisinde Osmanlı İmparatorluğu’nun gücünün ve denizcilik bilincinin bir sembolü olarak okyanuslarda şerefle dalgalandı.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://osmanlitokadi.turcforumpro.com
SancaR 03
YÖNETİCİ
YÖNETİCİ
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 955
Nerden Nerden : Eskişehir
Kayıt Tarihi Kayıt Tarihi : 31/10/08

MesajKonu: 16.Yüzyıl Türk Denizciliği ve   Ptsi Şub. 23, 2009 1:46 pm

16.Yüzyıl Türk Denizciliği ve
"Bir Deniz İmparatorluğu"


Bu Resim Küçültülmüştür... Orjinal Resim Uzunluklari 664x434 ve Boyutu 126KB. www.TurkislamDevletleri.Com



Rodos Adası'nın Fethi:

Kanuni Sultan Süleyman, Belgrad’ı fethettikten sonra Rodos’u almaya karar verdi. Osmanlı'nın niyetini öğrenen Şövalyeler Kralı Vilye dö Lil Adam derhal harekete geçerek savaş hazırlıklarına başladı. 300 savaş ve 400 nakliye gemisinden meydana gelen donanmanın sevk ve idaresi ise Kurdoğlu Muslihiddin Reis’e verildi. 4 Haziran 1522’de, İstanbul’dan harekete geçen Osmanlı Donanması24 Haziran’da Rodos’a ulaştı. Kanunî Sultan Süleyman ise, 16 Haziran’da kapıkulu ve eyalet askerleriyle birlikte, İstanbul’dan kara yoluyla harekete geçti. Kanunî, Kütahya yoluyla Marmaris’e, oradan da gemilerle Rodos’a çıktı (28 Temmuz). Teslim teklifinin şövalyeler tarafından reddi üzerine, Ağustos'un birinci günü kale dövülmeye başlandı. Bütün Ağustos ayı, karşılıklı top ateşi ve yine karşılıklı lağım açmakla geçti. Açılan top ateşiyle, kalede mühim tahribat yapılmasına rağmen, bu tahribat kısa zamanda düşman tarafından kapatılıyordu. Türk lağımcılarının Rodos burçlarının altına açtıkları lağımlar sürekli düşman lağımlarıyla karşılaşıyor ve yer altında korkunç boğuşmalar oluyordu.


Bu sırada, 4 Eylül günü, İleki Adası'nın Kara Mahmud Reis tarafından zaptı haberi geldi. 6 Eylül'de ise Rodos’un kuzeybatısında bulunan İncirli Adası ele geçirildi. 10 Aralığa kadar, şiddetli top atışları, lağımlar ve sık sık tekrarlanan umumî hücumlarla, kale iyice yıpratıldı. 18 Aralıkta yapılan bir büyük hücumda şövalyeler, şehir içindeki istihkam ve hendeklerin arkasına çekilmeye mecbur kaldılar ve daha fazla dayanamayarak teslim oldular. (20 Aralık 1522).

Teslim şartları arasında; şövalyelerin eşya ve top dışındaki silahlarını alıp, on gün içinde Rodos’tan ayrılmaları; bu günler zarfında şehirdeki istihkâmların 4.000 yeniçeri tarafından emniyete alınması ve asıl kuvvetlerin iki kilometre mesafede beklemesi yer alıyordu. Kalenin boşaltma işlemlerinden sonra şövalyeler, Üstâd-ı âzam gemilerine binip gittiler. Rodos Kalesi'yle beraber Oniki Ada'nın tamamı ve şövalyelere ait olan Bodrum da Osmanlı Devleti'ne bırakılmıştı. Osmanlı Devleti'ne 20.000’den fazla şehide mâl olan bu fetihten sonra, Kanunî Sultan Süleyman 29 Aralıkta şehre girip kaleyi gezdi. 2 Ocak Cuma günü ise, camiye çevrilen Saint Jean Kilisesi'nde Cuma namazını kılarak adına okunan hutbeyi dinledi ve aynı gün adadan ayrılıp Marmaris’e geçti.


Bu Resim Küçültülmüştür... Orjinal Resim Uzunluklari 676x300 ve Boyutu 51KB. www.TurkislamDevletleri.Com

3 Ocak günü Aydın, Midilli, Karasi, Menteşe, Saruhan Sancakbeyleri'ne, Anadolu Beylerbeyi Kasım Paşa'nın nezaretinde Rodos’taki inşaat, imar ve iskân işleri bitinceye kadar adada kalmalarını emredip, İstanbul’a döndü. Rodos’a derhal Türk göçmenleri yerleştirilmeye başlandı. Ada bir sancak yapılıp, Cezâyir-i Bahr-i Sefîd Eyaleti'ne bağlandı. Sancakbeyi olarak Mehmed Bey tayin edildi. Bundan sonra birçok cami, imaret, mektep, medrese ve yol yapılıp ada imar edildi.

Koron Adası'nın 2. Fethi:
II. Bayezid döneminde feth edilmiş olan Mora yarımadasındaki Koron Kalesi, Osmanlı’nın Almanya Seferi sırasında Andrea Doria komutasındaki bir filo tarafından ele geçirilmişti. Kalenin alınmasından sonra iç kaleye Frenkler, dış kaleye ise yerli Rumlar yerleştirilmişlerdi. Üstelik Koron’un ardından Petras ve İnebahtı da elden çıkmıştı. Alman Seferi sonunda İstanbul’a gelen Avusturya elçisi Cornelius, bu yerleri koz olarak kullanarak Macaristan Krallığı’nın Ferdinand'a verilmesi durumunda Koron Kalesi ile Afrika sahilindeki Arçel Adası’nın Osmanlı’ya iade edileceğini bildirdi. Bu teklife Vezir-i Azam İbrahim Paşa’nın cevabı "Biz, savaşarak almayı tercih ederiz" oldu. Sonunda adaya asker çıkaran Osmanlı Donanması l534 Mart ayında Korun’u yeniden fethetti. Peçevî, Mehmed Bey'in Koron Kalesi’ni ele geçirişini şu ifadelerle resmetmektedir: "Kalenin içinde, biri Frenk, ikincisi o bölgenin âsi Rumları, diğeri de inatçı Arnavutlar olmak üzere üç kişim kâfir vardı. Sancakbeyi, her birine ayrı ayrı va'dlerde bulunup kolaylık göstermek suretiyle (istimâlet) aralarına anlaşmazlık soktu. Böylece, bir kısmi, köyleri talan etmek üzere dışarı çıkan kâfirleri kırar. Bundan sonra kâfirler iki gruba ayrılırlar. Dış kaleyi ellerinde tutan Rum ve Arnavutlar, burayı Mehmed Bey'e teslim ederler. İç kaledeki Frenkler de canlarına emân verilmek şartıyla savaş yapılmadan teslim olurlar"

Bu Resim Küçültülmüştür... Orjinal Resim Uzunluklari 678x623 ve Boyutu 139KB. www.TurkislamDevletleri.Com

Barbaros'un Kaptan-ı Deryalığı:

Barbaros'un Osmanlı Devleti'nin Kaptan-ı Derya’lığına atanması İspanya'da büyük korkuya sebep oldu. 1534'ün Ağustos'unda 80 parça gemi ve 8.000 savaşçıdan oluşan donanması ile Akdeniz'e açılan Barbaros Messina Boğazı'nın İtalya yakasındaki Reggio Limanı ile Sicilya Adası yakasındaki Messina Limanı'nı ele geçirdi.Zengin bir kale olan Arçile'yi yağma etti. Santa Luka, Sidraro, Fondi ve İsperlonga şehir ve kalelerini zapt ve tahrip etti. Toplam 18 kale fetheden Barbaros, kale anahtarlarını, 16.000 esir ve 425 sandık ganimet eşyasını 40 kadırgayla İstanbul’a gönderdi. İtalya'nın güney sahillerini vurup Sardunya Adası'na çıkarak büyük savaşlar yaptı.


Kanuni Sultan Süleyman'ın Barbaros'u İstanbul'a çağıran emri Cezayir'e ulaşınca 3 gün büyük ziyafetler veren Barbaros Cezayir'den İstanbul'a hareket etti.19. gün İstanbul'a ulaşan Barbaros Padişah'ın huzuruna çıktı. Sultan Süleyman'ın "Mücahit Lalam" diye kendisini onurlandırdığı Barbaros karşılaştığı iltifatların ardından baş başa kaldıkları bir mecliste son olayları ve yapılacakları Padişah'la görüştükten sonra Tersane Başmühendisi’ni çağırtarak 30 yeni gemi yapılmasını emretti. Bahar gelince de Osmanlı'nın karadan başlattığı Arnavutluk seferinde orduya denizden destek olmak için Padişah'ın emriyle Adriyatik Denizi’ne girdi. Fakat Mustafa ve Hüsrev Paşa haber göndererek Barbaros'tan askerleriyle karaya çıkıp saldırıya karadan destek olmasını istediler. Barbaros ise donanma askerinin karaya çıkmasının deniz usullerine aykırı olduğunu, ayrıca Padişah'ın kendisini denizde görevlendirdiğini bildirerek teklifi kabul etmedi. Fakat Arnavutlar Venedikliler'e çoktan haber uçurup Barbaros'un karaya çıkacağını ispiyonladılar. Bunu duyan Venedik donanması heyecanla "Şimdi bittin Barbaros" diye derhal harekete geçti. Yaşayacağı zaferin müjdesini uykusunda alan Barbaros uyanıp rüyasını bir hocaefendiye tabir ettirirken ufukta da Venedik Donanması göründü. Kahkahalar ve alaylarla iyice yaklaşan düşmana oyun oynayan Barbaros leventlerin karaya çıktığı izlenimini vermek için gemileri uzun bir süre hareket ettirmedi. Düşman iyice yaklaşınca da hep birlikte sancaklarını çekip, toplarını ateşleyerek düşman gemilerinin içine dalan Türk Donanması 30 gemilik Venedik donanmasından 14'ünü batırıp 16'sını da ele geçirerek şanlı bir şekilde İstanbul'a döndü.

Türk Denizciliği'nin Yavuz Sultan Selim'le başlayanatılım yüzyılı Kanuni Sultan Süleyman döneminde doruğa ulaşmış ve bütün dünyadaki rakiplerine kök söktürerek Akdeniz'den Ege'ye, Karadeniz'den Manş Denizi'ne, Kızıl Deniz'den Hindistan'a, Endonezya'dan Atlas Okyanusu'na kadar her yerde boy göstermiştir.


_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://osmanlitokadi.turcforumpro.com
SancaR 03
YÖNETİCİ
YÖNETİCİ
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 955
Nerden Nerden : Eskişehir
Kayıt Tarihi Kayıt Tarihi : 31/10/08

MesajKonu: Geri: Dünyanın En Büyük Donanmasını Ne zaman Nerde Kim Kurdu ?   Ptsi Şub. 23, 2009 1:49 pm

Denizcilikte elde edilen bu başarılarda Osmanlı Devleti'nin birçok liman şehrine kurduğu çok sayıdaki tersanelerin de büyük rolü vardı. Bunlardan en büyüğü, şöhreti dünyayı kaplayan Haliç üzerindeki İstanbul Tersanesi'ydi. Dünyada eşi olmayan bu tersane kızaklanan gemi ve çalıştırılan işçi sayısı bakımından da rakipsizdi. Her çeşit sanat erbabının çalıştırıldığı Tersane'de ustaların ve mühendislerin hepsi Türk'lerden oluşmakta, işçilerin çoğu ise ücretle çalıştırılan hristiyan esirlerden seçilmekteydi. Ücretlerini biriktiren esirler değerlerini ödeyerek hürriyetlerine kavuşurlardı. Yaklaşık 20.000 kişinin çalıştığı İstanbul Tersanesi'nin kapasitesi öyle yüksekti ki istenildiği an 1 yıl içinde Venedik donanmasının bir eşini inşa etmek ve donatmak mümkündü. Denizci bir ülke olan Venedik bile, Osmanlı Devleti ile barış halinde olduğu zamanlarda bu tersaneye kadırga ısmarlamaktaydı.

Preveze Deniz Savaşı Sürecinde Türk Denizciliği:


Osmanlı Devleti'ne -denizlerdeki üstünlüğünün bir sonucu olarak- dünyanın çeşitli devletlerinden çeşitli gerekçelerle yardım talepleri geliyordu. Bu doğrultuda büyük Hind hükümdarlarından Bahadır Şah da Osmanlı Padişahı'na -Hint Denizi'nden Portekiz gemilerinin temizlenmesi ricasıyla- çok değerli bir hazine gönderdi. Hazineyi İstanbul'a getirmekte olan Salih Reis komutasındaki 20 kadırgaya baskın yaparak ele geçirmek hülyasıyla yola çıkan Andrea Doria, Barbaros'un 40 gemiyle Salih Reis'i korumak için gelmekte olduğunu haber alınca hemen uzaklaşarak ortadan kayboldu. Hazine İstanbul'a sağ salim teslim edildikten sonra Venedikliler’den Syra, Loura, Pathmos, Nio, Stampalie, Egine(Ekin), Paros, Anti-Paros, Tine adaları da dahil toplam 28 ada ve 7 kale fethederek Osmanlı Devleti'ne bağlayan Barbaros, Naxos(Nakşe) adasındaki dukalığı da boyun eğdirip vergiye bağladı. Çerigo (Çuha) Adası ile Girit Adası'nda 80 köy basıp buradaki bazı kalelerle birlikte Kerpe ve Kaşot Adasını da fethederek harekatlarda ele geçirdiği 20.000 esiri İstanbul’a gönderdi.






Hadım Süleyman Paşa da 72 parçadan oluşan Donanma ile 1538 yılında Umman Denizi’ne açılarak Aden’i ele geçirdi ve leventleriyle Hindistan’a gidip Portekizliler'le mücadeleye girişti. Doğudaki deniz ticaret yollarının kontrolüne büyük önem veren Osmanlı Devleti bu konuda uzun yıllar büyük çaba sarf etmiştir. "Süveyş Kaptanı" unvanı verilen Selman Reis, Piri Reis, Murat Reis ve Seydi Ali Reis gibi ünlü Amiraller Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nda uzun yıllar Portekiz Donanması ve diğer ülkelere karşı deniz kontrolünü sağlamak için sürekli bir mücadele halinde olmuşlardır.





Fransa'ya Donanma Yardımı:

İspanya'nın Avrupa'daki en büyük iki rakibinden biri olan Fransa, baş edemediği İspanya kuvvetlerine karşı Osmanlı Devleti'nden yardım talep edince 150 gemilik dev bir Osmanlı Filosu Fransa Seferi'ne gönderildi. Kanuni Sultan Süleyman'ın İspanyollar’ın güçlü donanmaları karşısında çaresiz kalarak yardım isteyen Fransa Kralı Fransuva'ya gönderdiği "Ferman"da kullanılan dikkat çekici üslup Fransa’ya karşı Osmanlı'nın izzetini gözler önüne seriyordu..

"Ben ki Sultanlar Sultanı, Hakanlar Hakanı, Hükümdarlara taç veren, Allah'ın yeryüzündeki gölgesi.. Akdeniz'in ve Karadeniz'in ve Rumeli'nin ve Anadolu'nun ve Azerbaycan'ın ve Şam'ın ve Halep'in ve Mısır'ın ve Mekke ve Medine'nin ve Kudüs'ün ve Bütün Arap diyarının ve Yemen'in ve Nice memleketlerin Sultanı ve Padişahı, Sultan Bayezid Han Oğlu, Sultan Selim Han Oğlu, Sultan Süleyman Han'ım. Sen ki Fransa vilayetinin Kralı Fransuva'sın! Hükümdarların sığındığı kapıma elçinizle mektup gönderip, ülkenizi düşman istila edip, şu anda hapiste olduğunuzu bildirip, kurtuluşunuz konusunda bizden yardım talep ediyorsunuz. Söylediğiniz her şey dünyayı idare eden tahtımızın ayaklarına arz olunmuştur. Her şeyden haberdar oldum. Yenilmek ve hapsolunmak hayret edilecek bir şey değildir. Gönlünüzü hoş tutup üzülmeyesiniz. Böyle bir durumda atalarımız düşmanları mağlup etmek ve ülkeler fethetmek için seferden geri kalmamışlardır. Biz de atalarımızın yolundayız ve daima memleketler ve alınmaz kaleler fetheylemekteyiz. Gece gündüz daima atımız eyerlenmiş ve kılıcımız belimizde kuşatılmıştır. Yüce Allah hayırlara bağışlasın. Allah'ın istediği ne ise olur. Bundan başka haberleri, gönderdiğiniz adamınızdan öğrenesiniz.. Böyle biliniz.."


Bu Resim Küçültülmüştür... Orjinal Resim Uzunluklari 676x491 ve Boyutu 130KB. www.TurkislamDevletleri.Com


Padişah tarafındanbu işle görevlendirilen Barbaros Hayreddin Paşa toplam mürettebatı 30.000'i bulan 150 gemilik dev bir filo ile Fransa'nın Marsilya Limanı'na girdi. (20 Temmuz 1543) Limanda sevinç içinde hazır bulunan devlet erkânı ve binlerce Fransız yardıma gelen Türk gemilerini görkemli törenlerle karşıladılar. Barbaros, mahiyetine Fransa Donanması Amirali Duc D'Enghien'i de alarak Nice şehrini zaptetti. (20 Ağustos 1543) Fakat Fransız donanmasındaki düzensizlik ve barut fıçısından çok şarap fıçısı getirmeleri sebebiyle Fransızlar'dan beklenildiği kadar istifade edilemeyince Türk donanması, Nice'i kurtarmaya gelen Andrea Doria'nın donanması ve Marguis del Vasto'nun ordusunun önünden Toulon'a çekildi. Toulon şehri, Fransa Kralı I. François'in emri ile Türk gemilerinin ihtiyaçlarının karşılamak için Barbaros'un idaresine bırakıldı. Bu süre içinde Fransa'nın Toulon Şehri'ne Osmanlı Bayrağı çekildi ve o yılın vergisi de Türk memurlarına ödendi. Türk Donanması Toulon'da 8 ay kaldı. Bu sırada Salih ve Hasan Reis komutasındaki filolar yaptıkları akınlarla İspanya ve İtalya kıyılarını vurdular. 3 yıldır Cenevizlilerin elinde esir bulunan Turgut Reis'i 3.000 altın karşılığı kurtaran Barbaros İspanyollar'ı da Fransızlar'la Crespy Barışı’nı yapmaya mecbur bıraktı. (1544) Fransa Seferi'ni başarıyla tamamlayan Osmanlı Donanması törenlerle Toulon şehrinden ayrıldı. Dönüş yolunda Elba Adası'nı basarak, İtalyanlar’ın elinde tutsak bulunan Sinan Reis'in oğlunu kurtaran Kaptân-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa İtalya kıyılarını yağma ederek çok sayıda esir aldı. Bunların bir kısmını Cezayir'e gönderikten sonra onbinlerce İstanbullu'nun sevinç gösterileri arasında 14.000 esirle limana girdi.


Cerbe Deniz Zaferi:

Osmanlı Devleti'nin egemenlik mücadelesinin Batı Akdeniz'e yayılması nedeniyle sıranın kendilerine de geleceğinden korkan Malta'daki Saint Jean Şövalyeleri'i bu durumdan çok rahatsız olmaktaydılar. Şövalyelerin gayretleri sonucu İspanya Kralı II. Philippe ile Papa’nın ortak girişimleri ile İspanya, Papalık, Cenova, Floransa, Sicilya, Malta, Napoli ve Monaco'dan oluşan bir haçlı ittifakı kuruldu. 200 gemiden oluşan Birleşik Haçlı Donanması’nın 2 Mart l560'da Cebre Adası’na çıkması üzerine harekete geçerek l3 Mayıs l560'da Cerbe önlerine gelen Osmanlı Donanması adanın 7-8 mil açığında konuşlanan Avrupa Donanmaları ile büyük bir deniz savaşına tutuştu. l6 Mayıs l560'da başlayan ve kovalamacalı olarak 3 gün 3 gece süren savaş sonunda 60 gemisini kaybeden Haçlı Donanması 20.000 de ölü bıraktı.

Büyük bir zaferle sonuçlanan bu savaş sonunda en büyük haçlı bayrağını denizde sürüyerek şanlı bir şekilde İstanbul’a giren Osmanlı Donanması 5.000 esirle birlikte düşmanlardan ele geçirilerek direk ve küpeşteleri çıkartılmak suretiyle küçültülen kadırgaları da beraberinde getirerek top atışlarıyla limana yanaştı. Düzenlenen muhteşem karşılama töreninde bulunan Avusturya Elçisi Busbecq, gururlanmamasına şaşırdığı Kanuni'nin vezirlere hitaben: "İşte insan bunları görüp de tekebbüre (gurura) kapılmamalı ve her şeyin Cenab-ı Hakk’ın inayetiyle olduğunu fikredip, Allah’a şükürler etmelidir." dediğini iletir.
Osmanlı Donanması, Preveze’den aşağı kalmayan büyük Cerbe Deniz Zaferi ile Haçlı Donanması'nı tamamıyla yok etmek suretiyle, Batı Akdeniz ve Kuzey Afrika’da büyük bir deniz üstünlüğü elde etti. Fernand Braudel'in deyişi ile İspanyol askerlerinin Türkler karşısında bir kez daha "Boylarının ölçüsünü" aldıkları bu deniz savaşı sonunda İspanyollar Akdeniz'deki "Türk deniz üstünlüğü"nü kabul etmek zorunda kalarak sonraki aşamalarda anlaşma yolunu seçtiler.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://osmanlitokadi.turcforumpro.com
 
Dünyanın En Büyük Donanmasını Ne zaman Nerde Kim Kurdu ?
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Dünyanın en büyük hayvanı solucan
» Dünyanın En Korkunç Suçlusu!
» Dünyanın En Kötü Kokan Çiçeği - Leş Çiçeği (Amorphophallus titanum)
» ** Kur'an ve Sünnete Sahip Çıkmakla İlgili **
» Dünyanın En Romantik Şehirleri

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Türk Tarihi :: Osmanlı Tarihi-
Buraya geçin: