AnasayfaAnasayfa  PortalPortal  GaleriGaleri  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

 

 


Paylaş | 
 

 12 EYLÜL DARBESİ VE BAŞBUĞ'UN GÖZALTINA ALINIŞı

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
SancaR 03
YÖNETİCİ
YÖNETİCİ
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 955
Nerden Nerden : Eskişehir
Kayıt Tarihi Kayıt Tarihi : 31/10/08

MesajKonu: 12 EYLÜL DARBESİ VE BAŞBUĞ'UN GÖZALTINA ALINIŞı   C.tesi Şub. 21, 2009 4:20 pm

12 EYLÜL DARBESİ VE BAŞBUĞ'UN GÖZALTINA ALINIŞı
11 Eylül günü Ankara'nın dörtbir yanında patlayan bombalar, asılı duran bombalı pankartlar ve her yerden yükselen silah sesleri adeta darbenin habercisiydi. O gün başta Ankara olmak üzere büyükşehirlerde korsan gösterileryapılırken, silahlı çatışmalar yaşanırken, sanki bir merkezden emir verilmişçesine emniyet güçleri ortalıktan çekilmişti. Ankara Kızılay Meydanı ara sokakları dahil Dev-Yol, TDKP ve TKP pankartlarıyla donatılmış, arada bir havai fişekler gibi bombalar patlatılıyordu. Ve işte böyle bir ortamda askerler ortaya çıkacak ve Türkiye 11 Eylül'ü 12 Eylül'e bağlayan gece tanklar devreye girecekti.
Herkes o günlerde fisıltı gazetesi yoluyla yayılan darbenin beklentisi içindeydi. Siyasi parti liderleri de 11 Eylül günü sağdan veya soldan kendilerine aktarılan bugün birşeyler olacak haberlerini resmi kanallardan olmasa da kendilerine yakın olan istihbaratî çevrelerden alıyorlardı. Alparslan Türkeş de, gece bir şeylerin olacağının haberini almıştı. Ama bunu teyid ettirmek için birçok çevredeki dostlarını devreye sokacaktı. Kendisine gelen bilgilerle yakından tanıdığı, devlete çalışan bazı dostları vasıtasıyla darbenin olacağını öğrenmişti. Ama yapılacak olan darbenin yönünü kestiremiyordu. Türkeş hal ve gidişi kesin bilgiye dayandırdıktan sonra, zaman yitirmeden çalışmalara başlayacaktı.
Şimdi o tarihi günü Alparslan Türkeş'in hatıralarından takip edelim:
"11 Eylül 1980 perşembe günü, Or-An'daki evimden sabah çıkıp, partiye gelerek günlük işlerle meşgul oldıım. Aslında, o tarihte kritik günler yaşıyordum. Evimi, Devlet'in üç koruması bekliyordu. Evin arka tarafı ormanlık. Oraya da özel bir elektrik direği dikip, kuvvetli bir lambayla aydınlatmaya başladılar. Parlak ışık saçan lamba, evimi ve çevreyi gece boyu aydınlatırdı.
Evdeki korumaların yanı sıra, on kişilik de yakın koruma ekibi vardı. Araba ile giderken, bir ekip önden, birisi de arkadan bizi izlerdi.
O günlerde, bir askeri müdahale olacağına dair söylentiler vardı. Bunlar, klasik söylentilerdi. Bu arada Ankara Emniyet Müdürlüğü'nden bana bir bilgi intikal ediyor, evin arkasındaki ormanlık bölgede 15-20 kişilik terörist grupların dolaştığı haber veriliyordu. Bu bilgi, hem Emniyet Genel Müdürlüğü istihbaratından, hem de Ankara Emniyet Müdürlüğü'nden geliyordu.
Apartman komşularımızdan Lütfü Bey isminde bir zat da, beni aynı konuda uyarıyor, orman içinde şüpheli kişiler gördüğünü söylüyordu.
O sırada hergün insanlar öldürülüyor, bizim partililer vuruluyordu. Oturduğıımuz daire, ikinci kattaydı, ama yüksek olmadığı için arkadan balkona çıkılıp, içeri girilebilinirdi. Tabii böyle bir durumda evdekiler enterne edilir, biz de anahtarla kapıyı açınca, tuzağa düşebilirdik.
İşte bütün bunları düşünerek, 11 Eylül sabahı evden çıktım. Bu tehlikeye karşı nasıl bir tedbir alınabileceğini kafamda araştırıyordum. Kısacası, kafam meşguldü...
Akşama doğru saat 7'yi geçiyordu. Özel Kalem'den, tanıdığım bir ziyaretçimin geldiği bildirildi. Kendisini kabul ettim. Tanıdığım kişi, bazı subay ve komutanların görüşme talebini getirdi. Sadece, beni mutlaka görmek istediklerini söyledi. Gelen ziyaretçimde, başkaca hiçbir bilgi yoktu.

Haberi getiren kişi, eve varış saatimi sordu, 19.30 yahut 20'de evde olabileceğimi söyledim. Benimle görüşmek isteyen subayları ve komutanları evime davet ettim.
Haberi getiren zat, odamdan ayrıldı, ben de bir süre sonra hazırlığımı yapıp, Parti Genel Merkezi'nden hareket ettim..."(6)
Türkeş evi terkettiğinde takvimler 11 Eylül 1980'i, saatler de 21.00'ı gösteriyordu. 12 Ey1ü1'e saatler kalmıştı. Ve 12 Eylül 1980, saat 04.00'da darbe gerçekleşti. Önceden kararlaştırıldığı gibi siyasi parti liderleri evlerinden alınarak gözetim altında bulundurulacaktı. Konseyin görevlendirdiği subaylar Başbakan Demirel, CHP Genel Başkanı Ecevit, MSP Genel Başkanı Erbakan ve MHP Genel Başkanı Türkeş'in evlerinden alınması için görevlendirildikleri şekilde liderleri gözetim altına aldılar. Fakat Türkeş bulunamamıştı. Türkeş'in evine giden askerler eli boş döndüler. Türkeş'in eşi kapıya gelen askerlerin Türkeş'i sormaları üzerine "Akşam üstü çıkıp gitti, nereye gittiğini bilmiyorıım." diyordu. Kapıda bekleyen koruma polisleri de nerede olduğunu bilmiyorlardı. Kendilerine Türkeş'i soran askerlere, "Akşam üstü saat 17.00 sıralarında Yaşar Okuyan'ın arabasıyla çıkıp gitti." cevabını vermişlerdi.
Güvenlik güçleri bu bilgiler üzerine Yaşar Okuyan'ın peşine düştüler. Okuyan'ın annesi Yalova'da oturuyordu. Okuyan ve arabası orada dahi arandı. Okuyan'ın annesi kapısını çalan görevlilere "Oğlun nerede?" sualine, "Oğlum buraya hiç gelmedi ki." cevabını vermişti. Türkiye'nin dört bir yanında Yaşar Okuyan'ın arabasının bulunması için her tarafa gizli telsiz emirleriyle talimatlar yağdırıldı. Fakat Yaşar Okuyan'ın arabası darbeden 20 gün sonra ancak bulunabilmişti.
Askeri yönetim üç gün süreyle Türkeş için teslim ol çağrısında bulundu. Çağrılar radyo ve televizyonda sık sık anons edildi. Türkeş ise beklemedeydi. 12 Eylül darbesinin lideri Kenan Evren, Türkeş'in bulunamayışı ile ilgili o günleri şöyle anlatıyor:
"Süleyman Demirel, Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan evlerinden alınmış ve uçakla kendilerinin ikametleri için ayrılan şehirlerdeki motellere götürülmüşlerdi.
Alparslan Türkeş'in gece yarısından sonra evinden çıktığı ve evin boş oldıığu haberi gelmişti.
Bu durumm Silahlı Kuvvetler içerisinden birisinin Türkeş'e haber verdiğini gösteriyordu. Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı bir bildiri yayınlayarak, Türkeş'in Sıkıyönetim Komutanlığı'na teslim olmasını bildirmiş ise de, faydası olmadı.
Böyle olunca Türkeş taraftarlarının ordu içerisinde duruma hakim olacakları şeklinde dedikodular kulağıma geldi. Böyle birşeyin olması mümkün değildi. Ordunun halet-i ruhiyesini çok iyi biliyordum. Ancak Türkeş'in yakalanamaması, bizim için de kötü bir not olacaktı. Gerçi yurt içinde bir başka yere gitmiş olacağı ihtimaline karşı, bütün sıkıyönetim komutanlıklarına emir yayınlanmıştı ama, ortaya çıkmaması halinde Millî Güvenlik Konseyi'nin emirlerine karşı gelmekten, hakkında muamele yapılacağını belirtir bir bildiri yayınlanması emrini verdim.
Evren'in 12 Eylül 1980'e ait notları böyleydi. Fakat Türkeş ise gelişmeleri yakınen takip ettiğini anılarında şöyle anlatıyordu:
"Parti'den çıkıp, arka yoldan, Konya yolu üzerinden evime gidiyordum. Henüz Or-An kavşağına gelmemiştim. Yol kenarında bir askerî jip duruyordıı. Yanıbaşında bulunan subaylardan birisi, bizim konvoyu farketmiş ki; işaret verip, otomobilimizi durdurdu. Kendilerini tanıyordum.
Ankara-Konya karayolunun Gölbaşı'na yakın bir bölgesinde bulunuyorduk. Normal, şehirlerarası trafik akıyordu. O tarihte, bu bölgede, şimdiki gibi yapılanma yoktu. Adeta bir dağbaşını andırıyordu.
Subay arkadaşlar, otomobilime doğru yaklaştılar, şoförüm ve korumam arabadan indi, onlar bindiler. Baktım, kolumdaki saat 20.00'ı gösteriyordu. İçlerinden biri, aynen şunu söyledi:
"- Komutanım, Evren bu akşam ihtilal yapacak!"
Havaya, akşam karanlığı çökmüştü. Günlerdir, bıı gibi haberler konuşıılduğu için bu son bilgileri biraz şüphe ile karşıladım. Tam da inanmak istemedim. Buna benzer haberler, yine muvazzaf subaylar tarafından getirilmişti. O haberler de, Kuvvet Komutanları'nın, yönetime el koyacakları şeklindeydi.
Aslında, her gelene inanmayı uygun bulmuyordum. Çünkü gelen, görevli birisi olabilirdi. Bu gibi haber getirenleri sadece dinliyordum. Nitekim, yolumu kesen subayları da dinledim, kendilerine, "Peki, hayırlı olur inşaallah" deyip, yoluma devam ettim."
EVİ TERKEDİYORUZ
"Eve gelince, her ihtimali değerlendirdim. Aslında, son bilgiyi veren üç subayı yakından tanıyordum. Kendileri, bize gelirlerdi. Arada bir görüşürdüm. Kendilerine güveniyordum, fakat ihtiyatı da elden bırakmıyordum. Onlarda da, zaten detaylı bilgi yoktu.
Üniformalı vaziyettelerdi. Belli ki, kıt'alarından çıkmış, bu haberi ulaştırmanın telaşını yaşıyorlardı. Bilgileri, kulaktan dolmaydı. Yani, ikinci el bilgilerdi.
Hemen eşim Hanımefendi'ye konuyu açtım. Telaşlanmamasını istedim. Kısa zamanda evi terketmemizin iyi olacağını belirttim. Kızım Ayyüce henüz 2.5, oğlum Ahmet ise 1.5 yaşındaydı. Onları, annesinin evine gönderip, ben de evden ayrılacaktım. Eşimin anneleri, Ankara'da oturuyordu. Onları toparlayıp, hemen gönderdim. Eşimi gönderirken, kendisine şunları söyledim:
- "Siz, annenize gidin. Askerî bir müdahale de olabilir. Birkaç gündür arkadaki ormanda terörist gruplann dolaştığına dair haberler de geliyor. Askeri bir hareketse, yine intizam içinde olan bir harekettir. Ondan pek endişe duymamamız gerekir. Ama, başka karışık şeyler de olabilir. O bakımdan hemen evi terkedelim."
Eşim ve çocuklarımı gönderdikten sonra İstanbul Milletvekilimiz Turan Koçal ve Yaşar Okuyan'ı telefonla eve davet ettim. Onlar, hemen geldiler. Durumu kendilerine anlattım. Kendileri de evi derhal terketmemiz gerektiğini belirttiler.
Yakın korumalarımı daha önce istirahate göndermiştim. Eşim ve çocuklarım da gitmişti. Yaşar Okuyan'ın otomobiline binip, Or-An'daki evimizden ayrıldık. Binanın dışındaki korumalar herşeyden habersiz, görevlerini sürdürüyorlardı..."(7)
(6) Turgııt, Hulusi, Şahinlerin Dansı, ABC Yay., İstanbııl 1995, s. 435.
(7) Turgut, Hulusi, Şahinlerin Dansı, ABC Yay., Istanbul 7995, s. 436-437.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://osmanlitokadi.forumotion.com
 
12 EYLÜL DARBESİ VE BAŞBUĞ'UN GÖZALTINA ALINIŞı
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Trendy eylül sayısında 4 yüz !
» ASILAN ÜLKÜCÜLERİN HİKAYESİ
» 18 Eylül 2010 Burç Yorumları ...

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Ülkücü Forum :: 12 Eylül-
Buraya geçin: