AnasayfaAnasayfa  PortalPortal  GaleriGaleri  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

 

 


Paylaş | 
 

 DARAGAÇLARINDA CAN VEREN ÜLKÜCÜLER

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
SancaR 03
YÖNETİCİ
YÖNETİCİ
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 955
Nerden Nerden : Eskişehir
Kayıt Tarihi Kayıt Tarihi : 31/10/08

MesajKonu: DARAGAÇLARINDA CAN VEREN ÜLKÜCÜLER   C.tesi Şub. 21, 2009 4:18 pm

DARAGAÇLARINDA CAN VEREN ÜLKÜCÜLER
Şehitlik makamı Allah indinde peygamberlikten sonra gelen en üst mertebedir. Yüce dinimizi yaymak ve yaşatmak, Allah Azimmüşşan'ın adını yükseltmek gayesi uğrunda canlarını feda edenler cennetle müjdelenmişlerdir.
Hedefi, Nizam-ı Alem'i kurmak, vazifesi ila-yı Kelimatullah'ı yaymak olan ve bu uğurda vatan, millet ve devletin bekası için çarpışarak şehit düşen Ülkücüleri anmak gayesiyle başlatılan ve biiznillah kıyamete kadar devam edeceğinden de şüphe etmediğimiz bu faaliyetler, şehitlerimizi anarak onların aziz hatıralarını yaşatmak için olduğu kadar, Ülkücü Hareket'in Türkiye'de
hakim olan mevcut düzene karşı mücadelesini vurgulamak, bu mücadelede darağaçlarında can vererek bayraklaşan Ülkü erlerinin davalarını bıraktıkları yerden sürdürdüğümüzü ve bu batıl düzeni yıkıp Müslüman-Türk'ün huzur, mutluluk ve refah içinde yaşayacağı Hakk'ın hakim olduğu bir sistem kuruluncaya kadar devam edeceğimzi de ilan etmek gayesiyledir.
Bütün Ülkücülerin, dört bir yanda şehitlerimizi anmak için 27 Mayıs'ı seçtikleri malumunuzdur. Gün Sazak'ın şehadet tarihi olan 27 Mayıs, elbette bu dava için can verenlerin anılmasına güzel bir vesile teşkil etmektedir. Lakin, Ülkücü Hareket'in ta başından beri mevcut düzenle olan savaşı, bizzat devlete hakim olanların ve hakim
zihniyetin eliyle emniyet işkencehaneleri, mahkemeler ve darağaçları şeytan üçgeninde geçmiştir. İşte, mücadelemizin asli unsurunu ortaya koyan ve Ülkücü Hareket'in “Milliyetçi Türkiye” ve “Nizam-ı Alem için iktidar olma” kararlılığını sergileyen bu savaşın sembolleri darağaçlarında “La ilahe illallah” diyerek Hakk'a yürüyen şehitlerimizdir.
Ülkücü Hareket'in cumhuriyetin kurulmasından bu yana Türk Milleti'nin kimliğine, benliğine, inanç ve genel kabullerine ters düşen uygulamaların karşısına dikilmesi, yüce dinimiz ve asil milletimizin müdafii olması, devlet kademelerine yuvalanmış, bedeni bizden, fikri ve ruhu satılık idarecilerin düşmanlığını üzerine çekmiş ve zaman
zaman patlak veren, su yüzüne çıkan, aslında içten içe sürekli devam eden bir mücadeleyi başlatmıştır. 1944'lerde de resmi ağızların itiraf ettiği ve bu sebeple de o gün mücadelenin bayraktarlığını yapan bir avuç kahramanın zulüm görmesine “tabutluk”larda inletilmesine, mahkemelerde süründürülerek istikballerinin yok edilmesine yol açan takibatla, Ülkücü Hareket sadece devlet kadrolarında bulunanların değil, mevcut düzenin de muhalifi, aynı zamanda alternatifi olduğunu ortaya koyuyordu.
1970'li yıllarda Ülkücü Hareket'in milletin özünde bulunan cevherin yok edilmeye çalışılmasına seyirci kalacağını sananlar, bildikleri bütün yolları deneyerek milletimizi iğfale
kalkıştılar. Fakat, iman dolu göğüslerini milletine siper eden bir avuç serdengeçtiyi karşılarında buldular. Binlerce Ülkücü, kara toprağın bağrına düştü. Vatan, millet, din ve devlet kutsaldı. Asla kirletilemez ve kimsenin de keyfine bırakılamazdı. Lakin, ihanet çeteleri bütün bu kutsal değerlerimizi çepeçevre sarmışlar, bizi içeriden çökertmek için düşmanlarımızla işbirliğine girişmişlerdi. Bu, yaşanan facianın en dehşetli tarafıydı. Düşünün ki, Allah rızasından gayrıyı gözetmeyen insanlar, başta komünistler olmak üzere bütün dış güç maşalarının hedefi olurlarken, bir de devlet kademelerine yerleşmiş, kokuşmuş zihniyetin temsilcileri de bu hainlerle kol kola, omuz omuza Ülkücülerin üzerine
geliyorlardı.
Biliyor muydunuz, binlerce şehidimizin ne kadarı bizzat polis, asker, gardiyan, bekçi ve doktor gibi devlet memurları tarafından katledilmiştir? Bu durum, Ülkücülerin, Türk milliyetçilerinin, Nizam-ı Alem savaşçılarının asla dikkatinden kaçmamalıdır. Emniyetlerde günlerce süren işkencelerde can verenler, cezaevlerinde gardiyanların sadist duygularının kurbanı olanlar, hastahanelerde vaktinde müdahale edilmeyerek veya kasıtlı olarak verilen yanlış ilaçlarla ölüme terkedilenler, asker ve polis kurşunları ile delik deşik edilenler...
İşte, bu kanlı ve dehşet verici tablonun bir parçasını da “Darağacında Can Verenler” oluşturmaktadır. Mevcut
sistemle mücadele eden Ülkücü Hareket, millet vicdanında da mahkum edilmek gayesiyle Türk Milleti adına karar verdiği iddiasında olan düzmece mahkemelerde fikirleri ve vicdanları kiralık hakimler tarafından Türk Adalet tarihinde kara bir leke olarak kalacak bir kararla masum ve mağdur insanların, yiğit Ülkü beğlerinin idamına hükmediliyordu. Bu güdümlü, insafsız ve adaletsiz kararlar ise esas vazifeleri olan askerliği yapmaktan bihaber, salonlarda kadeh tokuşturmayı marifet sanan, devleti yönetmeyi kendi haklarıymış gibi gören, benim müslüman bacımın başındaki örtüyü gericilik sayan, mübarek Ramazan'da bütün milletin gözü önünde oruç tutmadığını alenen ilan eden ve bunları bir takım uydurma
dini bilgilerle tevile çalışan generaller tarafından insanlık kuralları ihlal edilerek infaz ediliyordu.
7 Ekim 1980... İşte zulmün kanlı elleri tarafından boğazlanan ilk şehit : MUSTAFA PEHLİVANOĞLU... “Allahu Ekber.! Allahu Ekber.!” Yiğit Mustafa, idam sehpasına yürürken imanının olan gücüyle Hakk'ı haykırıyor, gördüğü bütün işkence ve eziyetlere rağmen eğilmemek ve yıkılmamak için başı dik vaziyette Allah'ın nasip ettiği şehadet şerbetini içmek üzere zalimlere karşı mağrur bir tavırla ilerliyordu.
Soğuk bir Mart sabahı acılar içinde ipe çekildi, FİKRİ ARIKAN... Aylardır bekletildiği ölüm hücresinden bir gece sabaha karşı alındığında
ağızını açıp da cellatlarına bir tek kelime bile söylemeye tenezzül etmedi. Hakk'ın çizdiği hayat yoluna tevekkül ederek O'na yürüdü...
Mübarek Ramazan'ın gelişi ile içimizdeki ümitler de canlanmış, ALİ BÜLENT ORKAN'ın akıbeti hakkında olumlu gelişmeler beklemeye başlamıştık. Hakikaten, mübarek Ramazan'ı gönül rahatlığı ve huzur-u vicdan ile geçirmiş, yaklaşan mübarek Kurban Bayramı'nın hazırlıklarını düşünüyordu. İlkbaharın gelişi ile yeşillenen Hüseyin Gazi Dağı'nın yamaçları artık kavruk sıcağın tesiri ile ala-kırmızı bir renk almaya yüz tutmuştu. İşte, böyle sıcak bir Ağustos ayının geceyarısı aldılar Ali Bülent'i... Tavizsiz ve ivazsızdı; eyvallahı yoktu hiç bir
kula. Takdir-i İlahi gün doğarken tecelli etti: “Şehitler diridirler fakat siz farkında değilsiniz”
SELÇUK DURACIK, HALİL ESENDAĞ... Batı Anadolu'nun yiğit Ülkücüleri... Buca Cezaevi'nde haysiyet ve vekarlarını korumak için açlığı tercih edecek kadar şereflerine düşkün, idamlarından önce emniyet işkencehanelerine çekilecek kadar büyüktüler... Ey Manisa, sultanlar yetiştiren şehzadeler şehri Manisa..! Evlatlarına kıyacağını bilsen, o devletlüleri koynunda besler miydin?
AHMET KERSE, suçlu değildin ama zat-ı şahanelerin denge politikası için bir kurban aranıyordu.. Sen seçildin... Bıçak gibi kesen bir soğuğun hakim olduğu alaca karanlık bir
Gaziantep sabahında “kelime-i şehadet”lerle gerçek sevgiliye kavuştun. “O'ndan geldik, O'na dönücüleriz”
CEVDET KARAKAŞ, Elazığ'ın bu mert delikanlısı şehadetinden sonra sahip çıkanı olmadığı için belediye tarafından “Garipler Mezarlığı”na kaldırıldı. 12 Eylül adaletinin kanlı cellatları, vatan kurtaran komutanlar, Cevdet, sehpada sallanırken Hilton Oteli'nin lobisinde eğleniyorlardı.
CENGİZ BAKTEMUR, ağıtlar yakılan bir yiğit, ağlamak yetmez ardından.. Şühedeya karışmadan önce tam bir iman ve ihlas abidesi idi. Yılmadı, yıkılmadı ve asla boyun eğmedi din düşmanlarına... Onu asmaya götüren askerlerin başında bulunan subay, belki de geleceğin
en büyük hatasının kendine işlettirildiğini hissediyordu. Çok geçmedi hemen o yıl başlarında doğunun isyanı başladı... Denge olsun diye alınan Cengiz'in başı, büyüyor büyüyor ama büyüdükçe uzaklaşıyordu.
ALLAH CÜMLESİNE RAHMET EYLESİN Gelenek haline getirerek her yılın Ekim ayının 7. günü veya o günün bulunduğu haftasonunda anacağımız DARAĞACINDA CAN VEREN ŞEHİTLERİMİZ için bütün teşkilatlarımızın toplantılar düzenlemesi, mevlüt ve Kur'an okutulması, konuşmalar yapılarak günün mana ve öneminin bütün mensuplarınıza anlatılması üzerimize vazifedir.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://osmanlitokadi.forumotion.com
 
DARAGAÇLARINDA CAN VEREN ÜLKÜCÜLER
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Ülkücü Forum :: 12 Eylül-
Buraya geçin: