AnasayfaAnasayfa  PortalPortal  GaleriGaleri  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

 

 


Paylaş | 
 

 TÜRKLERİN İMPARATORLUK KURMA VE YÜCELTMESİNDEKİ ANLAYIŞ (CİHANGİRLİK) -4

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
SancaR 03
YÖNETİCİ
YÖNETİCİ
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 955
Nerden Nerden : Eskişehir
Kayıt Tarihi Kayıt Tarihi : 31/10/08

MesajKonu: TÜRKLERİN İMPARATORLUK KURMA VE YÜCELTMESİNDEKİ ANLAYIŞ (CİHANGİRLİK) -4   Perş. Mayıs 28, 2009 11:43 am


TÜRKLERİN İMPARATORLUK KURMA VE YÜCELTMESİNDEKİ ANLAYIŞ (CİHANGİRLİK) -4

1- KUT, 2- ÜLÜG, 3- YARLIK
Kut, doğrudan doğruya tanrının bir kişiye devlet yönetme güç ve yetkisini vermesidir. Zaman içerisinde bu kavram doğrudan doğruya devletin kendisini ifade eder olmuştur. Yarlıg da umumiyetle kut kavramı ile beraber kullanılmıştır. Kelime anlamıyla bu söz, tanrının emir ve bağışlamasını ifade eder. Tanrının devlet yönetme yetkisini vermesi, bu görevi bahşetmesi de yeterli değildir. Bu özelliklerin yanı sıra kağanın iyi talih ve kadere sahip olması yani ülüg'ünün de bulunması gereklidir. Bütün bu özellikleri şahsında toplayan kağan kül yani şan ve şöhret sahibi olabilir.
Kutadgu Bilig'de devlet idaresi şahıslarla sembolize edilmektedir. Eserde Gündoğdu adlı şahıs, hâkimiyeti yani hükümdarı; vezir Aydoğdu, devlet anlamında kut'u ve vezirin oğlu Öğdülmüş ise aklı temsil eder. Hükümdar devlet yönetiminde Aydoğdu ve Öğdülmüş tarafından frenlenir. Aslında bu şahıslar kağana Türk töresini hatırlatır. Çünkü Türklerde "İl gider töre kalır" felsefesi esastır. Devletin bekası ancak töreye bağlı olmasına bağlıdır. Türk töresi üç saç ayağından oluşmaktadır; könilik, uzluk ve tüzlük.
Könilik, adaletin karşılığı olarak kullanılır. Hükümdarın ve dolayısıyla devletin adil olması, adalet dağıtması şarttır. Kamu vicdanının sağlanması Türk töresinin en önemli özelliğidir. Uzluk ise akıl ve mantık demektir. Türk töresi us yani aklı ön plânda tutar. Zaten törenin kendisi de Türklerin uzun geçmişi içerisinde akıl ve irade ile şekillenen davranış biçimlerinin kurallara bağlanmış bir ifadesidir. Türkçemizde yer alan uzlaşma da insan ilişkilerinde veya devlet ile halk arasındaki münasebetlerde aklı ön plâna alarak ortak bir noktada buluşmayı anlatır. Könilik ve uzluk'un tamamlayıcısı durumunda olan tüzlük ancak adalet içerisinde uzlaşmış toplumlarda görülür. Çünkü tüzlük, eşitlik içerisinde sağlanan nizam demektir. Türk toplum ve devlet anlayışında insanlar hak ve yükümlülükleri bakımından eşittir. Düzen ve tüzük sözlerinin içerisinde aslında bu kavram vardır. Asayiş ve düzen ancak, törenin gereği olan "tüzlük" ile sağlanır. Eşitlik sözü bazı dış ideolojik akımlarda sınıf çatışmaları ve yöneten- yönetilen ya da ezen-ezilen ikilikleri üzerine kurulmuştur. Halbuki Türk devlet anlayışı ve toplum yapılanması bu ikiliklere yabancıdır. Türk devleti sadece kendi milleti için değil, hâkimiyetine aldığı başka milletler için de Türk töresine uygun hareket etmiştir. Osmanlı Devleti'nin bugün üç kıt'aya yayılmış, üzerinde 35 devletin kurulduğu büyük bir coğrafyayı ve değişik milletleri barış içerisinde, 600 yılı aşan bir süre bir arada tutmasının özünde bu gerçek yatar.
Her şeyden evvel Türklerde kan asaletine dayanan asillik, aralarında uçurumlar bulunan kast veya sınıflar yoktur. Türklerde millet devletin devlet de milletin hizmetindedir. Soy asaletinin yerine liyakat esas alınmıştır. Meselâ Oğuz töresine göre 24 Oğuz boyu aynı atanın soyundan gelir. Dolayısıyla bir boyun ötekenden asil olması mümkün değildir. Ancak Oğuz töresi ile belirlenen ve temelde liyakatını ispat etmiş olan boylar, Oğuz yaşayışında ve teşkilâtında sivrilebilmişlerdir. Aksi olsaydı, Oğuz'un en büyük oğlu olan ve Osmanlı devletini kuran Kayı'dan başka bir boyun devlet kuramaması gerekirdi. Halbuki Oğuz teşkilât yapısında en küçük yani 24. boy olan Kınıklar Selçuklu devletini kurmuşlardır.
Nasıl ki Türk devletiyle milleti arasındaki münasebetler, könilik, uzluk ve tüzlük gibi üç temel unsura dayanan Töre ile tespit edilmişse, Eski Türk toplumunda boylar arasındaki münasebetler de ongun, orun ve ülüş gibi yine töreye dayanan üç temel kavram ile tanzim edilmiştir. Türk sosyal hayatındaki nizam aslında devlet anlayışına olduğu gibi aksetmektedir. Dolayısıyla bir boyun içtimaî hayattaki yeri aynı zamanda onun devlet içerisindeki hatta askerî teşkilâttaki mevkiini de belirler. Çünkü yukarıda izah etmeye çalıştığımız gibi, devlet, millet ve ordu Türklerde iç içe girmiş unsurlardır.
Hunlardan Osmanlılara uzanan büyük tarihi çizgide, Oğuzlar, bizim de içerisinde bulunduğumuz, Batı Türklüğünün ana gövdesini oluşturmaktadır. 24 Oğuz boyundan ibaret Oğuz içtimaî teşkilâtı, Hun, Göktürk, Uygur, Selçuklu, Osmanlı devlet ve askerî teşkilâtlanmasından örnek alınmıştır. Oğuznamelerde edebi biçimde ifade edilen bu yapılanmada Oğuzlar iki ana gruba ayrılır; Sağ kolda bulunan ve hâkim olan Boz-oklar (Gün, Ay ve Yıldız), sol kolda bulunan ve tâbi olan Üç-oklar (Kök, Dağ ve Deniz). Dede Korkut Oğuzlarında İç-oğuz (Üç-ok) ve Dış-oğuz (Boz-ok) biçiminde anılan bu ikili teşkilât Hunlarda Kuzey-Güney, Göktürklerde Doğu - Batı şeklinde yaşatılmıştır. Selçuklu ve Osmanlılarda ise sağ ve sol Beylerbeyiliği, Anadolu ve Rumeli kadıaskerliği vb. biçimde ifade edilmiştir. Bu ikili yapının içerisinde yer alan üç kol ve bu kollara ait dörder oğul, 24'lü sistemi tamamlarlar. Hunlardan Osmanlılara kadar, özellikle askerî yapılanmada bu 24'lü sistem az çok muhafaza edilmiştir.
Oğuz teşkilât yapısında her boyun mevkii, sahip olduğu ongun, orun ve ülüş ile belirlenir. Meselâ Günhan oğullarının ongunu, yani onların sembolü şahindir. Ayrıca 24 boyun her birine ait bir damgası bulunmaktadır. Teşkilât düzeninde her boyun nerede oturacağı yani orun'u da tespit edilmiştir. Büyük oğulu ve hâkimiyeti temsil eden Boz-oklar toyda veya divanda sağ tarafta yer alırken, küçük oğul durumundaki Üç-oklar solda bulunurlar.
Boylar teşkilât içinde sahip oldukları mevkiye göre, bir toy esnasında kesilen bir koyunun neresinin kendi hisselerine düşeceğini (ülüş) dahi bilmektedirler. Hâkimiyeti elinde bulunduran kağan, koyunun baş kısmını kendi hissesi olarak ayırırken, en büyük boy olan Kayılar, koyunun "sağ karı yağrın"ını alır. İlk bakışta katı bir kural gibi görülen bu teşrifat, protokol kuralları, aslında tamamen "liyakat"a dayanan bir uzlaşmanın sonucunda doğmuştur. Fatih Kanunnamesinde dahi, Osmanlılarda uygulanacak teşrifat kuralları, Oğuzlarda olduğu gibi kesin çizgilerle tespit edilmiştir. Dede Korkut hikâyelerinde boyların veya beylerin teşkilât içerisindeki yerlerinin nasıl tespit edildiği sarih bir şekilde açıklanmaktadır. Bir Oğuz kahramanın Oğuz beylerinin omuzlarına basa basa ön tarafa geçmeye çalışması üzerine ona; "Mere sen kan mı döktün, baş mı kestin, aç mı doyurdun, yalınçak mı donattın" ki öne geçersin diye ikaz edilir. Bu ifadede bey olmanın veya protokolde yer almanın nelere bağlı olduğu güzel bir şekilde ifade edilir.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://osmanlitokadi.turcforumpro.com
 
TÜRKLERİN İMPARATORLUK KURMA VE YÜCELTMESİNDEKİ ANLAYIŞ (CİHANGİRLİK) -4
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Survıvor'dan Hangı Karakter
» HANGİ BİTKİ,HANGİ HASTALIĞA İYİ GELİR

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Türk Tarihi :: Türk Tarihi :: Tarihte Türkler-
Buraya geçin: